25 dönümlük arazinin orta yerinde kafa kafaya tokuştuk. naber dedi, neden gittin? cevap vermedim. biraz batıya yürüdük, durduk. ben taoculara katıldım dedi, üçbuçuk senedir de kafam yerinde değil. cümlenin sonunu duyunca tebrik etmekten vazgeçip sustum. taoyla tanışışından ve bu bahiste nelerden feragat ettiğinden uzunca bahsetti. başımla her sözünü hımm, yaa der gibi onayladım gözüm yerde bir nokta üzerinde sabit. boş yaşayıp boş konuşmuşum, her adımımı boşluğa atmışım dedi ama tao beni dize getirdi. laf oralara gelirse ben de giricektim, aklımdan cümleleri toparlayıp gözümü diktiğim su birikintisinden tek tek okumaktı planım. taonun sıhatine ve bel soğukluğu şikayetine iyi geldiğini detaylıca anlattı. naber dedi, neden gittin? yoo dedim bi yere gittiğim yok, dalmışım. ehe ehe dalgıç mı olucan diyerek güldü.
sabah sabah kahır için varım
Üzüldüğümü belirtiyorum noktaya virgüle de lüzum bırakmıyorum üstelik çoğu zaman ama olmayınca olmuyor itmeyince de gitmiyor dinlemediği bir yana kabul etmemek de cabası ben de bir çabasını görmediğim için üzülüyorum uzatmadıkça uzlaşamıyoruz ben uzatmayı sevmiyorum diyorum çok değil 3 ay sıkıcaksın dişini sonra ben olmıycam taşınıyorum sen de iki sene ben diyeyim ikisine de lanet olsun güle güle
M ile cümleye başlayamadığımı bilmeyen insanlar o gün m ile başlayamadığım cümlelerin devamını merak ettiler. Eyüb de kolon yanındaki iki sandalyeye birden oturmuş sol elinin serçe parmağıyla saç diplerini kaşıyordu. Eyüb 85-90 kilo ederdi ve saçları ekseriyetle seyrekti. Ben arada soluklanırken bir sonraki kelimelerimi seçmek için içi buharlaşmış erikli şişesini açıp bikaç yudum su içtim. Eyüb serçe parmak tırnağının içine birikenleri çıkarmak için sivri bişeyler ararken göz göze geldik. Eyübün kabak çekirdeği gözleri alabildiğine açıldı ve Eyüb “Malayani!” diye bağırdı. İnsanlar 2li 3lü gruplar halinde gelmeye başladılar ve yerlerine oturdular. Boğazımı temizledikten sonra malayani diyerek söze başladım.
Los Prisioneros’dan dinleyicilerine net mesaj: Tren al sur